Anısı Olanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Anısı Olanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Kasım 2016 Pazar

Kitap Grubumuzda Sezgin Kaymaz'ı Ağırladık..

Kitap grubumuzdan daha önce bahsetmiştim.Ekin Yazın Dostlarının Ankara'daki üçüncü grubuyuz. Yaklaşık üç yıldır birlikteyiz ve birlikte okuduğumuz kitapları tartışmayı zevkli kılacak dostluklar oluşturduk. Geçen yıl Ayşegül'ün seçimi ile Sezgin Kaymaz'ın Kün romanını okumuştuk. Son dönem Türk yazarlarına olan önyargım bu romanla kırıldı.Romanı okurken şaşırdım, güldüm ve samimiyetine hayran oldum. (Son dönem derken  Oya Baydar'ı ve Buket Uzuner'i listeye koymuyorum, yoksa haksızlık olur.)
Bu senede aynı yazarın Lucky romanını seçti bir arkadaşımız.Yine Ayşegül sayesinde yazarın da katılacağı bir toplantı düzenledik. Yazar,  hepimiz için hediye kitapları yüklenmiş olarak geldi toplantıya. Roman üzerine konuştuk, sevdiğimiz ve sevmediğimiz kısımları söyledik, sorular sorduk.Kendisi sorularımızı cevapladı, eleştirilerimize keyifle katlandı. 
Çok konuşmalı, tartışmalı ve kitap dolu, keyifli bir gündü. Her yıl Sezgin'in bir romanını okuyarak onun da katılacağı bir toplantı yapmaya karar verdik.
Şimdi okuduğum kitap da yine Sezgin Kaymaz'ın Sevda  Kuşları üçlemesinin ilk kitabı; Deccalin Hatırı... 
Yazar üzerine notlar: Tevazu sahibi, sıcacık ve samimi bir insan. Bence gerçek bir hayvansever, evinde sokaktan alarak baktığı pek çok hayvanı var. Bizde toplantımızda ona, yavru bir pandanın 
bakımını üstlendiğimiz sertifikayı hediye ettik, çok sevindi. 
Yazarın anlatımı üzerine: çoğunlukla açık, samimi bazen şivelere de rastlanan, argonun fazla olduğu halk dili, anlatımı sürükleyen birbiriyle bağlantılı pek çok cümle ve detaylı insan tahlilleri...
Lucky romanı üzerine notlar: Roman, siyah cins bir dobermanın insanların hayatına kattığı güzellikleri anlatıyor. Romanı okurken bütün sahneler gözünüzde canlanıyor, Lucky'nin  yaptıklarına çok güldüm, son kısımda ise ağlayacak kadar duygulandım. Öncelikle söylemeliyim ki romanda pek çok argo kelime var ama hiçbiri beni rahatsız etmedi, o kadar doğal aktarılmıştı.Olaylar Ankara'da geçtiği için bütün mekanlar gözümde canlandı;taksi durağı, Batıkent,vb..
Herkese kitap dolu bir hafta dileğiyle...

5 Kasım 2015 Perşembe

Sevgili Şair...

ÜŞÜMÜKTEN DEĞİL KORKU
 
Yorgun savaşçılarız, yengiler Eskitti Bizi
 
Utanırız Tadına Varmaktan İçkilerimizin
 
Biri Bütün Güneşleri Toplar, Vermeye Bekletir
 
Üşümekten Değil Korku, Isınır Olmaktan
 
Yorgun Savaşçılarız, Sevgiler Urküttü Bizi…
 
Tutulmuş Dağ Yolları Oklar ve Tuzaklar
 
Biri Dostluk Adına Bağışlar Çirkinliğimizi
 
Düz Yollara Düşeriz Yeniden Oksuz ve Tavşansız
 
Yılgın Savaşçılarız, Sevgiler Urküttü Bizi…
 
GÜLTEN AKIN
 
(Rahat uyu güzel şair...)

13 Şubat 2011 Pazar

Anısı Olanlar-III

Bu postla bende anısı olanları ve hikayeleri kısmını bitiriyorum.İşte onlar...
Benim doğduğum eski şehirde insanlar her hafta banyo için hamamlara giderdi..Hamamlar haftanın iki günü bayanlara özel olurdu.O günlerde bayanlar sabahın altısında kalkar,hamama giderdi.Bizde ise ritüel biraz farklı olurdu.Babaannem, annem ve kardeşler her ay öğlene doğru arabayla hamama giderdik.Rahmetli babaannem o şehrin yerlisiydi ve her hamama gittiğinde gümüş tasını hiç unutmazdı, bir de bir kalıp beyaz sabun..Eski kadınlar annelerinden gördükleri seronomiyi tekrarlardı.Hamamda saatlerce kalınırdı.Çocukluğumdan hiç unutmadığım, sıcaktan bunalıp araya çıktığımızda içtiğimiz buz gibi Çamlıca gazozlarıdır.Bu gazozlara hamam gazozu denir, hamam dışında da çok içmezdik.Bizim favorimiz Uludağ gazozuydu ki ,hala en sevdiğim gazozdur.Hamamlarda özel banyo tutulur, bazen havuza gidilirdi.Babaannem yıkanırken o kaynar suya soğuk karıştırmaz, biz nasıl dayandığını anlayamazdık.Hamamdan dönüldüğünde ise en güzeli annemin acele ile yaptığı o güzel yemeklerdi.Yıllar geçti, biz büyüdük, hamama gitmek istemedik.Babaannaem, annemle gitti.Şimdi gitmek istiyorum ama ne mümkün.Eski şehrimi ziyaret ettiğim o kısa sürelerde ne annemle hamama gitmeye fırsat var, ne de babaannem ve kardeşlerim.Herkes bir yere dağılmış, elimizde kalan bizi bağlayan anılar..İşte anılardaki bu hamam tası rahmetli banaanneme ait.Gümüş, oymalı bu tasları  eskiden kız çeyizine koyarlarmış.Bir küçük bilgi daha, eski şehrin eski kadınları bu tasları hamamda kavga ederken de sık sık kullanırmış...

Porselen tabaklarım büyük halamdan.Vefat ettiğinde lisedeydim.İnce zevkleri olan hoş bir kadındı..Bu komposto takımıda yıllar sonra bana kaldı.Ne yazıkki taşınma sırasında büyük kasesi kırıldı.İçim cız etti.Üzerindeki desenler ne kadar ilginç, hepsi farklı bir film karesi gibi...

9 Şubat 2011 Çarşamba

Anısı Olanlar-II

"Sevgi neydi, Neydi sevgi .Sevgi emekti." Emek verdiğimiz her şey, ailemiz, işimiz, arkadaşlıklarımız ve ürettiklerimiz  hepsi sevgi ..Geçmişimiz ve geçmişten bize kalanlar gibi...Hepsinin  yıllar geçtikçe  manevi değerleri artıyor, hepsi ayrı bir hikaye anlatıyor...
Eşimin annesinin kendi dokuduğu Uşak işi yörük kilimi..100 yaşını devirmiştir sanırım..Evlendiğimizde hediye etmişti.Üzerindeki desenlerin anlamlarını hep merak etmişimdir.Bir gün öğreneceğim.

Yine Bulgaristan'dan gelen porselen sürahi..Annemim annanesinden kalma..Narin, kırılgan incecik bir eser..


Babaevinden gelme eski radyo..Çocukluğumdan kalma ne çok anısı var..

8 Şubat 2011 Salı

Eski Değil, Eskimeyen Örgüler...

Tığ ve yünle ilk tanışmam ilkokulun ikinci sınıfında olmuştu.Özendiğim için annem elime bir tığ ve ip verip, zincir çektirmişti.Sonra bunları sarıp, yumak haline getirdiğini hatırlıyorum.Şiş ile tanışmamı ise çok iyi hatırlıyorum.Ablam çok güzel kazaklar örer ve bana vermezdi.Ona kızgınlığımla başladım örgü örmeye.Ne zaman sinirlensem, strese girsem, örgü benim için terapi oldu.İp satan dükkanlarda  gezmek, o renk harmonisinin içinde kaybolmak, örülecekleri hayal edip, örülenlere bakmak, iplere dokunarak hissetmek...Benim için o kadar büyük bir zevk ki..Evde iki dolap dolusu ipim olsa da bu zevkten vazgeçemiyorum.Bir de kitapçılar bana bu zevki, veriyor..İp ve kitap dünyasında kaybolmak...Benim hayatın zorluklarından kaçış yerlerimde buralar sanırım...
Üniversite  yıllarımda ördüğüm kazaklar..O dönemlerde bu modeller çok modaydı..Bu kazağımı da çok severek örmüştüm.
Ablamın ördüğü bir kazak.Kendi bile unutmuştur eminim ama ben yıllardır saklıyorum..
Eşime ördüğüm hırka..Ne delilik..Çok desenli olduğu için fazla giymedi.Bende ona kızıp, bir daha hırka örmedim.
Yine üniversite yıllarında ördüklerimden.Saç örgülü modelere hala bayılıyorum.Ama bu kadar zorunu yaparmıyım, bilemiyorum.

25 Ocak 2011 Salı

Anısı Olanlar-I...

Ailemden kalanlar, bana hediye gelenler evimin ve işyerimin her zaman başköşesinde durur.Dekorasyona uyup uymadıklarıı önemli değildir, sadece onlara bakmak bile beni rahatlatır.Hepsinin bana anlattığı bir anısı ve hikayesi vardır..Mesela bu tahta kutu anneme Bulgaristan'daki akrabalarından hediye gelmiş, en az 40 yıllık ve büfemin başköşesinde duruyor.

Babamın yıllarca kullandığı, küçükken evde sesi hiç kesilmeyen Facit makinesi.Şimdi işyerimdeki dolabın üstünde  bana bakıyor.Yaşı da benden büyüktür sanırım...
Eşimin yıllar önce İtalya'dan getirdiği kutularım.Tam bir kolleksiyoncu sayılamam ama  küçük mücevher kutularını toplamaya bayılıyorum.
Sedef işlemeli kutu yine eşimin, diğer tahta kutu Tülin ablamın hediyesi, gümüş kutu ise Safranbolu gezisinden.