6 Ekim 2011 Perşembe

Bebek Hazırlıkları-III...

Bez pastasını hep yapmak istemiştim.Emir bebeğe kısmet oldu. Google'da yapılışını anlatan video kayıtları var.Ben de oradan bakıp, kendimce bir şeyler yaptım.Yapım aşamalarını da çektim.Ortadaki boru streç filmin.Mukavva en alta konacak.
 Bu şekilde kıvırdığınım bezleri borunu etrafında iple tutturdum.Lastik halka daha iyi olur.

İkinci sırada aynı şekilde olacak.Borunun uzun kısmını kesin.Bezler daha sonra kullanılır diye ben silikon ve yapıştırıcı kullanmadım.Bezleri boruya sabitlediğim için gerek kalmadı.Çevresine beyaz kalın kurdele geçirip, ince tülü kat yaparak buna diktim.En üste mavi kurdeleyi  geçirip, çevresine elimde olan nazar boncuklarını ve diğer süsleri koydum.Siz daha farklı süsler kullanabilirsiniz.Benimki biraz acele ile oldu. 
Ve sonuç: 

5 Ekim 2011 Çarşamba

Bebek Battaniyesi ve Yeleği...

Battaniye ve yeleği yazın örmüştüm.Süslemelerini dün akşam yaptım.Küçük Emir'e hediye olarak gidecek.





4 Ekim 2011 Salı

Alaşehir...

Antik Philadelphia Kenti’nin üstüne kurulu olan bu güzel ilçeye yıllardır her yaz gidiyoruz.( Philadelphia Türkçede 'Kardeş sevgisi' anlamına geliyor ). Uçsuz bucaksız bağları, eski ve şirin dükkanların olduğu çarşısı, kesikli pidesi, Avşar Barajı, çeşit çeşit üzümü ve illede Sarıkız madensuyu.Eşimin memleketi ama en az onun kadar ben de sevmişim demekki bu yöreyi. Bu sene hep uzaktan gördüğüm Kilise kalıntılarını  gezmek istedim ama müze kapalıydı, ben de dışarıdan fotoğraflarını çektim.Alaşehir pek çok tarihi esere sahip.Bunlarda en önemlisi Toptepe mahallesinde bulunan  M.S. VI. yüzyıla ait St. Jean Kilisesi .Havarilerden Ioannes adına yapılan kilise, Ege Bölgesi’ndeki Hıristiyanlığın ilk çağlarına ait yedi kiliseden biri. 

Sağlam ayaklardan Kilise'nin zamanında ne kadar ihtişamlı olduğu anlaşılıyor.
Eşim küçüklüğünden arkadaki ayaklardan birinde taşa kazılı  Hz.İsa'nın resminin olduğunu hatırlıyor.Ne yazık ki gösterdiği yerde resmi göremedik.
Kilise'nin tarihi önemi son yıllarda anlaşılmış.
Kilise'nin karşı tarafından 1390 yılında yapılan Yıldırım Beyazıt camii yer alıyor.Zaten Alaşehir de Yıldırım Beyazıt tarafından bu tarihlerde Osmanlı topraklarına katılmış.
Şadırvanı ve bahçesi o kadar havadar ve güzel düzenlenmiş ki. Ben eski camileri çok seviyorum.İnsana her daim hayal ettiği  huzuru hissettiriyor.


Üzüm Bağlarını çekmeden olmaz.Üzüm taneleri güneşin altında altın damlalar gibi.Bağların bir kısmının üstüne naylonlar serilmiş.Böylece üzüm daha geç olgunlaşıyor.Bir öğleden sonra Kula'ya gitmek için dağı tırmanırken, güneşin ovadaki bağlarda oynadığı renk oyunu, denizi hatırlattı bize...

3 Ekim 2011 Pazartesi

Kış Hazırlıkları Devam..

 Hafta sonu kalan şişelerede domates koyduk.Özellikle makine merak edildiği için daha detaylı resimler ekliyorum.Makinesi basit ve portakal sıkma aletine benziyor.Bir kaç sene önce fiyatı  20 TL civarındaydı.Kapaklar da torbada satılıyor.Ankara'da olup olmadığını bilmiyorum, biz Alaşehir'den almıştık.

30 Eylül 2011 Cuma

Kaz Dağları -Altınoluk....

Altınoluk yollarındayız.Edremit'e Biga üzerinden geçeceğiz.Aslında Susurluk üzerinden karayolundan gidebiliriz.Ama biz her zamanki gibi arayolları tercih ediyoruz ve arayolun Kaz dağlarından geçmesi bizim için daha cazip.Homeros'un İlyada destanında anlattığı Tanrıların bin pınarlı İda dağı bütün ihtişamıyla önümüzde. 

Dağdan inerken Edremit Körfezi'nin görüntüsü..
Eski  Altınoluk köyü dağın yamacında.Köyün diğer kısmı sahilde.Ben eski köyü daha çok seviyorum.
Çay bahçesinde çayınızı muhteşem bir manzara eşliğinde içiyorsunuz.

29 Eylül 2011 Perşembe

Ocaklar Köyü-Paflima (Büyükova)...

Tatil biteli epey oldu.Ama anıları çok taze.Hayatın çok üstüme geldiği anlarda, resimlere bakıp, o yolculuklara tekrar çıkıyorum.
Marmara Denizi kıyısındaki Ocaklar Köyü'ne gitmeyeli 22 sene olmuş.En son gittiğim yıl, üniversite sınavının sonucunu öğrenmiştim.Altı yaşından onsekiz yaşına kadar, her sene ailece tatillerimizi orada geçirdiğimiz için bir sürü anı birikmiş.Yıllarca tekrar gitmeme nedenim ise o güzelliklerinin bozulduğunu görmek istememem.Sonuçta bu sene Paflima'ya gitmek için yolumuz tekrar oraya düştü.Ocaklar Köyü Erdek'ten sonra Kapıdağı Yarımadasında ve 80'li yıllarda Kumla'dan sonra Eskişehirliler için gözde bir tatil yeri oldu.
Köy halkının çoğunluğunu Yunanistan'dan göçeden Pomaklar oluşturuyor. Bizim gittiğimiz yıllarda Ahmet Mekin'in yazlık evi vardı orada.Kendisini, köpeğiyle sahilde gezerken hayal meyal hatırlıyorum.
Köyün içi çok değişmemiş.
Bu eski yapı yıllar önce daha iyi durumdaydı. Bir de eski bir kilise yıkıntısı hatırlıyorum ama onu bulamadım.
Sahil yolu araç trafiğine kapatılmış.Yol köyün arkasından verilmiş.
Koy aynı güzelliğiyle karşıladı bizi.Eskiden her yaz kaldığımız Esen Kamp'ta kaldık.
Kampın ağaçlı olan kısmı yola gitmiş ve bakımsız kalmış.Ama eskilerden Melek teyzeyi tekrar görmek güzeldi.Kumsal güzel düzenlenmiş ama deniz çok temiz değil .Ama esas sorun akşam olunca başladı.Sahil boyunca kurulmuş olan bir kaç bardan gelen gürültülü müzik,  bütün güzelliği sildi gözümüzde.
Ertesi gün Paflima'ya yola çıktık.Paflima aynı yarımada üzerinde, Narlı ve İlhanlar köyünden sonra küçük bir yerleşim.Yol bazı yerlerde toprak ve iyi değil.Ama manzara muhteşem.
Karşıdaki büyük kara parçası Paşa Limanı adası.
Karşınıza kenarda kalmış, harika koylar çıkıyor.
Bir saatlik yoldan sonra yarımadanın ucuna yakın Paflima'dayız.Yine enfes bir koy.
Kumsal ve deniz çok güzel.Ama yinede Ege'nin temiz denizi yok burada.O yüzden denize girmek, çok içime sinmedi.
İşimizi hallettik.Eşim merak ettiği için Erdek'te denize girip, Altınoluk'a yola çıktık.Bandırma civarında yeni kurulmuş bir sürü rüzgar türbünü karşıladı bizi.
Görüntüleri çok güzel ama yaygın olarak düşünüldüğü gibi bu türbünler her rüzgar seviyesinde çalışmıyor ne yazıkki.

28 Eylül 2011 Çarşamba

Kış İçin Hazırlıklar..

Çocukken en sevdiğim ritüellerden biri annemin kış gelmeden önce yaptığı hazırlıkları izlemekti.Önce tarhana yapılır, evde bir odaya yayılan çarşaf üstünde kurutulurdu.Tarhananın bir kısmı yaş olarak buzdolabında saklanırdı.Daha sonra bir kaç komşu ve akraba bir araya gelip, makarna kesilirdi.Onların yanında erişteleri kesmeye bayılırdım.Bunlarda yine temiz çarşaflar üzerinde kurutulurdu.Hamurun bir kısmı da küçük üçgeneler şeklinde kesilip, fırınlanırdı.Bugün bile üçgen makarnanın lezzetini hatırlıyorum.Daha sonra da turşular kurulur, domatesler konserve yapılırdı.Yıllar geçti, her sonbahar annem bütün işlerinin yanında hepsini yapıp, bize göndermeye devam etti.Çocuklarım onun tarhanasıyla büyüdü, hala salatalık turşusunu yemeye bayılıyoruz.
Bunlar da yazlıkta bizim için kuruttuğu biberler ve patlıcanlar.
O kadar dediğim halde beni beklememiş, kendisi yapmış.Bende gelince fasulye ve kabak kuruttum.Bu sene bamyaya sıra gelmedi.Geçen hafta sonunda da eşim ile birlikte domatesleri şişeledik.Ege tarafında sık yapılıyor ama Ankara'da bu yöntem pek bilinmiyor.Önce soda şişelerini makina da yıkadım.
Sonra domatesleri rondoda ezip, tuz koydum.İstenirse kırmızı biberde konuluyor.Sonra makinası ile kapaklarını taktık ve  tekrar makina da yıkadık. 

Her şişe bir kullanımlık ve bu şekilde hiç bir şey olmuyor.40 şişe yapmışız, bu hafta sonu 30 daha yapmamız lazım.Geçen hafta sonu da yeşil fasulye, şeftali ve barbunye hazırlayıp buzluğa attım.Yeşil fasulyeyi bir kaç senedir yağda çevirip koyuyorum poşetlere.Bir de üstü kırmızı çizgili fasulyeleri seçiyorum.Çok lezzetli oluyor.Tavsiye ederim.Benden de kış hazırlıkları  bu kadar...

26 Eylül 2011 Pazartesi

Hafta Sonunda Dinlenmek Ne Mümkün...

Hafta sonu dinlenmeyi isteriz değil mi? Benim için mümkün değil, alıştım artık.Bir koltuğa bir sürü karpuz koymaya kalkınca, yeni haftaya da  böyle yorgun başlıyorum.Hafta sonundan ilk karelerim el işleri olsun...
Yarısına geldiğim battaniyem.
Lif modum bir süre daha devam edecek galiba.. 
Hafta sonunun ikinci kareleri kış hazırlıkları.Onlar bir sonraki postta.
Umarım sizin haftanız daha güzel başlasın.

23 Eylül 2011 Cuma

Bebek Hazırlıkları - II...

Bugünlerde inanılmaz bir yoğunluk yaşıyorum, bir yandan okulların açılması, öte yandan işyerinde acil yapılması gereken tablolar..Eklemek istediğim postlarım sırada bekliyor.Geçen hafta hazırladığımız bebek şekeri sepeti de bunlardan biri..

Bebek şekeri sepetini hasır sepetten yapmayı düşünüyordum.Ama Suluhan'da bunun için plastik sepetlerin satıldığını görünce onlardan aldık.Fiyatı  3,5 TL idi. 

 Önce sapları çıkarıp,sepeti beyaz saten kumaşla kapladık.
Sapları önce kumaşla sonra açık mavi tül ile kapladık.Mavi incileri doladık ve ortasına bir ayıcık koyduk. 
Aynı kumaştan içine bir parça yerleştirdik.Sonra açık mavi dantel ile pileler vererek sepete diktik.En üste ise mavi desenli tülden geçirdik.Birleşim yerlerine kalan tüylü harç, inci ve en üste de bebek yapıştırdık.

Teyzesi ile biz yaptığımız işten memnun kaldık, en önemlisi annemiz çok beğendi.Teyzemiz yeğeni için çoook çalıştı.Zaten sevgi de emektir değil mi?

Not: Emir bebek bu sabah dünyaya geldi.Ben henüz görmedim ama bembeyaz iştahlı bir bebişmiş.Öğlen arası süt kuzusunu görmeye gideceğim.İnşallah anne ve babası ile sağlıklı , güzel yılları olur.